Yazının Devamı

Özgül Öğrenme Güçlüğü

Günümüz toplumunda okul başarısı, öğrenciler ve aileleri için önemli konulardan biri haline gelmiştir. Çocuk ve ergen psikiyatrisi bölümlerine yapılan başvuruların önemli bir bölümünü de ders başarısızlığı ile ilgili sorunlar oluşturmaktadır. Okuldaki başarısızlığın nedenleri zeka geriliği, görme ve işitme sorunları, ailesel sorunlar, motivasyon eksikliği, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özgül öğrenme bozuklukları ve başka psikiyatrik veya tıbbi sorunlar olabilmektedir. Okul başarısızlığının önemli nedenlerinden biri olan özgül öğrenme bozukluğu ile ilgili bilgiler yazımızda yer almaktadır.  

Özgül Öğrenme Bozukluğu Nedir?

Özgül öğrenme bozukluğu, bireylerin zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda, okuma, yazılı anlatım ve/veya matematik seviyelerinin beklenin önemli derecede altında olmasıyla tanısı konulan bir bozukluktur. Özgül öğrenme bozukluğu kendini okuma bozukluğu (disleksi), yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu şeklinde gösterebilir.  Özgül öğrenme bozukluğu birçok ülke ve disiplinde farklı terimlerle ifade edilmektedir. Bunlar arasında en sık kullanılanı “okuma güçlüğü” anlamına gelen “disleksi”dir.

Özgül Öğrenme Bozukluğunun Tarihçesi

Özgül öğrenme bozukluğu ile ilişkili belirtiler, araştırmacılar tarafından 1800’lü yılların ikinci yarısında tanınmaya başlamıştır. Başlangıçta beyin hasarı sonucu okuma, dili kullanma ve kendini ifade etme becerilerinde kayıp ile giden nörolojik bir tablo olarak tanımlanmış ve bunun sonradan kazanılan bir sorunlu durum olduğu varsayılmıştır. Kussmaul, 1877’de görme ve konuşma sorunu olmayan ve zihinsel kapasiteleri yeterli olduğu halde okuyamayan kişiler için ‘kelime körlüğü’ terimini kullanmıştır ve sonraki araştırmacılarda benzer terimler kullanmışlardır. Sonraki yıllarda, bozukluğun sadece sonradan meydana gelen hasarla değil, doğuştan gelen nedenlerle de olabileceğini belirterek “konjenital kelime körlüğü” terimini kullanmıştır. İlk kez 1925 yılında Samuel Orton, dinleme, konuşma, okuma ve yazmayı dilin çeşitli bileşenleri olarak düşünmüş ve bunlara ait gelişimsel sendromlar tanımlamıştır. Bu sendromları, “gelişimsel okuyamama”, “gelişimsel kelime sağırlığı”, “özgül yazma güçlüğü” ve “okuma gecikmesi” olarak adlandırmıştır.

Öğrenme güçlüğü terimi ilk kez 1962’de Kirk tarafından kullanılmıştır. Bu terimle nörolojik, duygusal ya da davranışsal bozukluklardan kaynaklanan konuşma, dil, okuma-yazma, aritmetik becerilerden bir ya da daha fazlasında gecikme ya da bozulma olmasını ifade etmişlerdir. Psikiyatrik bozuklukların tanı sınıflandırma sistemlerinde, ilk olarak 1980’de DSM-lll’de öğrenme bozuklukları “özgün gelişimsel bozukluklar” kategorisinde sınıflandırılmış, “gelişimsel okuma bozukluğu”, “gelişimsel aritmetik bozukluğu”, “gelişimsel dil bozukluğu”, “gelişimsel artikülasyon bozukluğu” ve “karma gelişimsel bozukluk” alt grupları tanımlanmıştır. Sonrasında tanı sınıflandırma sistemlerinde güncellenerek devam etmiş ve günümüzde aynı ana hatlarla geçerliliğini korumaktadır.

Yaygınlık Ve Sıklık

Öğrenme bozukluğunun yaygınlığı ile ilgili okullarda yapılan araştırmalarda yaygınlık yüzde 1-30 arasında değişmektedir. Genel olarak yaygınlıkla ilgili araştırmalar; okuma bozukluğunu yüzde 4, yazılı anlatım bozukluğunu yüzde 4, matematik bozukluğunu yüzde 1 olarak belirtmektedir. Sonuç olarak farklı oranlara karşın, özgül öğrenme bozukluğunun yaygınlığı yaklaşık olarak yüzde 5-10 kabul edilmektedir. Cinsiyetler arası farklara bakıldığında, okuma bozukluğunun erkeklerde 2 kat sık olduğu belirtilmektedir.

Özgül Öğrenme Bozukluğunun Nedenleri

Özgül öğrenme bozukluğu, kesin nedeni henüz açıklığa kavuşmamış bir bozukluktur. Genetik-kalıtsal etmenler ve sinir sisteminin yapısal-işlevsel bozuklukları, üzerinde en fazla durulan nedensel etmenlerdir. Yaygın olarak kabul edilen görüşe göre, özgül öğrenme bozukluğu çeşitli genetik ve çevresel etmenlerle belirlenen, biyolojik nedenlere dayalı bir bozukluktur.

Sonuç olarak özgül öğrenme bozukluğu, genetik yatkınlığın rol oynadığı, beyinde bazı anatomik ve işlevsel farklılıklar sonucunda gelişen, bilgilerin işitsel ve görsel yollarla alınması, işlenmesi, kaydedilmesi ve bunun tekrar ifadeye dökülmesi aşamalarında meydana gelen bir gelişimsel bozukluk olduğu düşünülmektedir. Bu gelişimsel sorunlar, konuşma, okuma, yazma ya da matematik becerileri için gerekli olan bilişsel işlevlerin gelişmesinde gecikme ya da sapmaya neden olmaktadır.

Tedavi

Öğrenme için bir destek planı geliştirmek ve uygulamak, tedavinin temel amacıdır. Bu aşamada çocuğun yetersiz olduğu alanlar kadar, güçlü ve becerili olduğu alanları, ilgileri, davranışları da dikkate alınmalı ve çocuğa uygun bir tedavi programı belirlenmelidir.

Bireysel eğitim programları (zorlandığı alanlara yönelik bire bir eğitim desteği), destek yaklaşımları ve yöntemler (bilgisayar destekli uygulamalar gibi), yardımcı öğrenme yaklaşımları (eşli okuma, akran öğretmenliği gibi) ve okul desteği (ek ders, sınıfta oturma düzeni, müfredat ve sınavlarda kolaylaştırma gibi) tedavinin temel basamaklarını oluşturmaktadır.

Özgül öğrenme bozukluğu olan çocuklarda, diğer ruhsal sorunların da sıklıkla görülebileceği (dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, konuşma bozukluğu, diğer duygusal ve davranışsal sorunlar gibi) unutulmamalı, çocuk ve ergen psikiyatri değerlendirme ve takipleri sürdürülmelidir. Eşlik eden diğer sorunların tedavileri de ihmal edilmemelidir.

Anne- Babalara Öneriler

  1. Çocuğunuzu bir ‘ayrı bir birey olarak’ kabul edin ve değer verin.
  2. Yeni beceriler geliştireceğine, çaba ve uygun yardımla başarabileceğine inanın.
  3. Yüreklendirin ve çabasını ödüllendirin (Maddi ödüllerden ziyade sarılma, olumlu sözler vb. gibi).
  4. İlerleme hızına sabır gösterin.
  5. Güçlü yanlarını, yeteneklerini ve öğrenme stillerini farkedin ve kendisinin ve öğretmenlerinin de farkında olmasına yardımcı olun.
  6. Güçlüklerini iyileştirmeye yönelik oyunlar ve keyifli etkinliklere zaman ayırın.
  7. Ders, ödev ve günlük okuma-yazma çalışmalarına destek verin.
  8. Gelecek için hedefler belirlemesine destek olun.
  9. Hobilerini, ilgilerini, okul dışı faaliyetlerini, sosyal ilişkilerini destekleyin.
  10. Öğretmenleri ve doktorları ile etkili bir iletişimi sürdürün ve takiplerine mutlaka devam edin.

Öğr. Gör. Dr. Merve ÇIKILI UYTUN

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

Comments are closed